Su hayattır ama zamlı su tarifesi ile, paralı su ile hayat hiç de güzel değildir bizler için. Su hayattır ama damacanadan içilen su ile de hayat hiç güzel değildir bizler için ve ayrıca sağlıklı da değildir.

En temel varlıklardan biri nedir diye sorulursa su deriz hepimiz. COVID-19 pandemisi ile önemini daha çok hissettiğimiz su, yaşamımızın en temel konularından biri. Haliyle bu kadar önemli olan bir konunun sorunu da hemen ardından geliyor. Hayatta kalmak için tüketilmesi gereken su, insanın, hayvanın, bitkinin canlı kalması için gerekli olan su, bağ, bahçe, tarla sulaması, ekinlerin büyümesi, evlerde, iş yerlerinde, kamusal alanlarda yapılan temizlik, yemek yaparken kullanılan su, uğruna dualar edilen su… Bu liste uzar gider. Yaşamımız su sorunu, su krizi ve hatta gelecekte yaşanacak su savaşları söylemleri ile başladı ve bu durum hala devam ediyor. Çünkü herkes için temiz, içilebilir, erişilebilir su ne yazık ki yok.

Su temel bir insan hakkıdır. Su hakkı, pek çok meslektaşımın, bilim insanının da dediği gibi suya erişim hakkı ile değerlendirilir. “COVID-19 pandemisinde ufak bir su krizi halk sağlığı sorununa dönüşebilir” yazısında da belirttiğim gibi dünyada 4,5 milyar insanın suya erişimi yok. 844 milyon kişi henüz temel su temini hizmeti alamamakta, 2,1 milyar kişi ise istediğinde güvenli, temiz su temini hizmetlerine erişimden yoksun. İstediğinde su temini hizmetlerine ulaşmak demek, bir kişinin 30 dakikadan az bir sürede suya erişiminin olmaması demek. Musluktan su akmamasını geçelim, dünyada 2,1 milyar insan suya erişim için 30 dakika yürümek zorunda.

Türkiye’de de durum pek parlak değil. Musluklarımızdan akan su içilebilir değil. Üstüne bir de yaşamımızın en temel parçası olan su paralı ve oldukça da pahalı. Geçen yıl suya erişmek için tasarruf et diyenler, çok değil kısa zaman önce de su zammına itaat et dedi bizlere. Hem de her geçen gün zam üstüne zamla boğuşan bizlere ve enflasyon ile bu zamlar karşında eriyip yok olan maaşlarımıza rağmen. Su hayattır ama zamlı su tarifesi ile, paralı su ile hayat hiç de güzel değildir bizler için. Su hayattır ama damacanadan içilen su ile de hayat hiç güzel değildir bizler için ve ayrıca sağlıklı da değildir. Her geçen gün damacana sulara gelen zammı düşündüğümüzde parasız, sağlıklı, temiz, içilebilir su hakkı talebi elbette daha da görünür hale geliyor bizler için.

Damacana sular neden sağlıklı değil?

İlk olarak damacana suların bekletildiği alanlara bakalım. Evlerimize gelmeden önceki durakları depolar. Depolarda bekletilen damacanalar genellikle güneş ışığına, ısıya maruz kalıyor. Eskişehir’de viral olan, kapalı bir damacananın içinde kirli bir hortumun bulunduğu fotoğrafı herkes hatırlar. “Damacanalardaki tehlike BPA maddesi” haberleri hemen karşımıza çıkmıştı. Peki BPA nedir? Açılımı Bisfenol A olan BPA, damacana su ambalajları ve bebek biberonları gibi şeffaf ve sert yapılı plastik ambalaj materyallerinin üretiminde kullanılan kimyasal maddelerden biri. Kullanımı pek çok ülkede yasaklandı. Ama Türkiye’de hala yaygın. BPA’nın sebep olduğu pek çok hastalık var. BPA yeni doğmuş bebeklerde ve çocuklarda büyüme ve davranış bozukluklarına neden oluyor. Ayrıca BPA’nın prostat, beyin gelişimi, kalp hastalıkları, karaciğerde enzim bozuklukları, diyabet hastalıkları, obezite ve astıma neden olduğu, tiroid fonksiyonlarını azalttığı da saptanmış durumda.
Damacanalar tekrardan yıkanarak defalarca kullanılabiliyor. Bir damacana ortalama 50 defa tekrar kullanılabilir. Kullanım süresi arttıkça plastiğin yapısı bozuluyor, daha fazla ısıya, ışığa maruz kalındığında da suya geçen BPA maddesinde artış yaşanıyor. Damacana sulardaki pompalar da başka bir hastalık yayan kaynak. Gerekli sterilizasyon yapılmadığında oradan da bizleri pompalarda oluşabilecek hepatit virüsleri, verem, ishal, tifo, dizanteri gibi enfeksiyon hastalıklarına neden olan bakteriler karşılayabilir.

Musluktan su içmek hayal olmamalı

Dünya’da ve Avrupa’da birçok ülkede ve kentte musluklardan ve çeşmelerden su içilebiliyorken ülkemizde ve İstanbul’da bu ne yazık ki mümkün değil. Özelde İstanbul’u genelde ülkemizi düşündüğümüzde hane halkı olarak musluktan sağlıklı, temiz, içilebilir suya erişim hepimizin hakkı. Musluktan içilebilir su için gerekli iyileştirme çalışmaları elbette yapılabilir. İstanbul özelinde bakacak olursak içme suyu arıtma tesislerimiz oldukça donanımlı. Meslektaşlarım, bilim insanları, pek çok çalışan tesislerde içilebilir su için çalışıyor. Ama sonraki aşamalarda yaşanan sorunlar bizleri musluktan içilebilir sudan uzaklaştırıyor. Tadı, kokusu, yaydığı ya da yayabileceği hastalıklar bizleri arıtma sulara, damacana sulara itiyor. Örneğin asbestli ya da hasarlı, mikrop yayabilecek boruları yenileyip sağlıklı suya erişim sağlanabilir. Her yıl tüketimi daha da artan, sağlıksız da olan damacana sulara mahkûm kalıp tonlarca para ödeyen bizler için musluktan su içmek hayal olmamalı.

Sonuç olarak; 5 Nisan 2022 tarihinde yapılan İSKİ zammını; damacana sulara gelen zam, bir yandan doğal su varlıklarının kaybı, önemli su varlıklarını tehdit eden projelerin varlığı, kuruyan göller, iyileştirilmeyen borular, boru hatları ile düşündüğümüzde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı zam halk için belediyecilik kavramıyla çelişiyor. Bizler için musluktan akan suyu parasız, içilebilir yapmayan İBB, hem daha da pahalı olan damacana suya mahkûm ediyor hem de insan sağlığını tehlikeye atacak plastik, pet sulara mecbur bırakıyor.

Kaynakça:

  • Su, İklim Değişimi ve Ortak Geleceğimiz- Türkiye Su Enstitüsü

Sezen Özkan: Çevre mühendisi

Bu yazının orjinali bu adreste