Beyin Göçü Türkiye’nin Önemli Sorunu Olmaya Devam Ediyor

01.09.2020 - Gökhan Korkmaz

Beyin Göçü Türkiye’nin Önemli Sorunu Olmaya Devam Ediyor

Beyin göçü meselesi Türkiye’nin önemli meselelerinden biri olmaya devam ediyor. Türkiye’de yaşayan insanlar daha iyi yaşam, iş, eğitim koşulları ve gelecek için farklı arayışlar içerisinde. Peki Türkiye’deki insanların yurt dışına gitmesi veya gitmek istemesinin sebepleri nelerdir?  Konuyu gitmek isteyen ve gidenlerle konuştuk.

“Bütün kişiler ötekileştirilmiş durumda”

LGBTİ aktivisti Barış Sulu, “Ben 7 Haziran 2015 seçimlerinde milletvekili adayı idim. HDP Eskişehir’deydim. Eşcinsel kimliğim gazetelere baya yansıdı. Ondan dolayı 2015 sonu Berlin’e geldim” dedi. Türkiye’nin özgürlükler açısından her geçen gün geriye doğru koşar adım gittiğini ifade eden Sulu, “Eskiden LGBTİ özgürlüklerinin kısıtlı olmasından söz ediyorduk, şimdi yıllarca LGBTİ’lerin yaşadığı ve derdini anlatamadığı ayrımcılıklar toplumun birçok kesim kesiminde derinden hissediliyor. Eskiden LGBTİ cinayetleri sonrası bir kaç kişi, birkaç LGBTİ kurum açıklama yapardı, basın görmezden gelirdi, insan hakları örgütleri bizleri yanlız bırakırlardı, derdimizi anlatamadığımız için değil, bu alandan korktukları için ses çıkaramazlardı. Şimdi insan hakları alanında çalışan  bütün kişiler ötekileştirilmiş durumda, ses çıkartan bir iki kişi kalmış. Ben bu koşullarda Almanya ile Türkiye’yi nasıl karşılaştırayım” diye konuştu. Sulu, Türkiye’de tek bir eşcinsel varmış gibi kendisine davranıldığını ifade ederek Türkiye’deki  hetoroseksüel düzeni eleştirdi.

“Gitmek istememin en önemli sebebi özgürlük alanındaki kısıtlamalar”

İsminin açıklanmasını istemeyen C.G, “İstanbulda yaşıyorum ve inşaat mühendisliği mezunuyum. Kendi alanımda işimi yapmıyorum konservatuvar’a hazırlanıyorum ama onun da Türkiye’de pek bir sağlam tarafı olduğunu düşünmüyorum.” diye ifade etti. Türkiye’den gitmek istemesinin en önemli sebeplerinin birinin özgürlük alanındaki kısıtlamalar olduğunu ifade eden M.C konuşmasına şunları ekledi: “Sanata ve sanatçıya uygulanan ambargo, beni kendi ülkemden ayrılma isteğine yol açtı. Kendimi özgür ifade edemediğim bir ülkede yaşamanın doğru olmadığı kanaatindeyim. İlk fırsatta farklı bir ülkeye gitmenin planını yapıyorum” dedi. C.G Türkiye’deki siyasi iklimden dolayı endişelendiğine de değindi.

“Eğitimin bu kadar gözden çıkarıldığı bir ülke için beyin göçü kaçınılmaz bir gerçek”

Gazeteci Nida Dinçtürk, “Ben 2008 yılından beri gazetecilik yapıyorum. Tam zamanlı gazeteci olarak çalıştığım en uzun dönem, Türkiye’nin son derece tartışmalı bir pozisyonda durduğu Suriye iç savaşı’na, 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri ile 2014 Yerel Seçimleri’ne, Berkin Elvan’ın hayatını kaybettiği zamana ve 1725 Aralık olaylarının yaşandığı döneme denk geliyor. Türkiye’de hiçbir yıl bir öncekinden daha sakin geçmiyor ancak bahsettiğim süreçler, tabiri caizse suyun kaynamaya başladığı zamana denk geliyor. En uzun, tam zamanlı gazetecilik deneyimimin son bulmasının nedeni; gündem bu kadar kaotik iken çalıştığım kurumun fiziksel ve psikolojik koşullarımı daha çok zorlaması ve buna karşın bir kadın olarak tek başıma yaşayabilmeme yetecek kadar para kazanamamamdı. Bu sebeple, gelen bir teklif üzerine istifa edip özel bir bankada, kapalı devre yayın sistemi için metin yazarı ve yönetmen olarak çalışmaya başladım.” dedi 

Bu görev sırasında her ne kadar bankacı olarak çalışsada BDDK çalışanı olarak aslında bir başka kurumla çalışmasının yasak olduğunu ifade eden Dinçtürk, “Ancak ben bu görevi, freelance gazetecilik faaliyetlerimi asla bırakmamak koşuluyla kabul etmiştim. Bu koşulum, şansımı fazla zorlamayıp Türkiye şartlarında görece ‘güvenli’ diyebileceğimiz kültür-sanat alanında devam etmem mutabakatıyla kabul edildi. Buna rağmen bankadaki görevim nedeniyle 3. Havalimanı’nın inşaat sahasına girmiş, Sur’da 2015 yılında sokağa çıkma yasakları başladığında bölgeye gitmiş, Nusaybin’de sınıra çekilen duvarı yakından görmüş, yerle bir edilmiş mahalleleri gezip Cizre’ye geçmiştim. Ancak bunları cebimde bir basın kartı yerine bir banka kimliğiyle yapmak benim için çok sancılıydı ve elbette bir gazeteci olarak her ne görevle olursa olsun kendimi bir banka çalışanı olarak konumlandırmak çok güçtü.” diye belirtti.

Dinçtürk, “Türkiye gündemiyle doğrudan temas etmediğim ve kesinlikle daha iyi para kazandığım bu işe 4,5 yıl gibi hiç de az olmayan bir süre devam ettim. Sistematik mobbingle mücadele ettim, hayatıma bir beyaz yakalı olarak devam etmek isteyip istemediğimi sorguladım. Huzursuz olduğum kadar huzur kaçırdım. Günün sonunda gazetecilik yapmak için kanım kaynıyordu fakat Türkiye’de bu hayalle hayatta kalamayacağımı görüyordum.” diye konuştu.

Dinçtürk, “Ben İstanbul Üniversitesi, İletişim Fakültesi mezunuyum ve herhangi bir yabancı dil eğitimiyle karşılaşmadan mezun oldum. Ayrıca üniversiteden mezun olmadan önce tecrübe kazanmaya başlamazsam mezun olduğumda işsiz kalacağımı bildiğim için üniversite hayatım boyunca hep çalıştım ve hiçbir zaman notları çok parlak bir öğrenci olup değişim programlarına katılacak ya da yaz tatillerinde öğrenciler için avantajlı yurt dışı tatil seçeneklerine dahil olacak vaktim ve fırsatım olmadı. Bu yüzden bence bir gazeteci için çok kıymetli bir donanım olan yabancı dil konusunda çok eksik kalmıştım ve bunu tamamlamayı çok kafama takmıştım.Tüm bu mutsuzlukların, çaresizliklerin, yetersizlik ve sıkışmışlık hislerinin toplamında eşim Burak’la 30 yaşımızı görmeden kendimizi yurt dışına atmamız gerektiğine karar verdik. İngiltere’ye gelmeyi cazip kılan çok şey vardı ama öncelikli etmen, İngiltere’nin Türkiye vatandaşlarına, 5 yılın sonunda süresiz oturum hakkı tanıyan iş insanı vizesini çok kolayca vermesiydi. Diğer etmenler ise; İngilizce konuşulan bir ülkede dil bariyerinin daha kolay aşılabileceğine inanmamız, Londra’nın dünyanın önemli merkezlerinden biri olması, coğrafi olarak Türkiye’ye yakın bir mesafede olmasıydı.” diye konuştu ve sözlerine ekledi:

Biz buraya Mayıs 2019’da taşındık ve biz taşınmadan önce de buraya gelen çok sayıda tanıdığımız, arkadaşımız vardı. Bir gazeteci olarak beyin göçünün önüne geçebilmek için gerekli gördüğüm ilk şey elbette ki Türkiye’de katman katman el konulmuş özgürlüklerin geri verilmesi. Ancak bu sıyırma işi öylesine derinden yapıldı ki yarın sabah uyandığımızda bu özgürlüklerin geri verilmesinin ve herkesin hakkının teslim edilmesinin mümkün olmadığını biliyoruz. Eğitimin bu kadar gözden çıkarıldığı, okulların ve öğretim görevlilerinin itibarsızlaştığı, köklü üniversitelere neredeyse birer terör yuvası muamelesi yapıldığı bir ülke için beyin göçü kaçınılmaz bir gerçek.

Uzun süredir ülkeler arasında beyin göçü savaşı var. Yapılan değerlendirmelerden sonuca varırsak Türkiye’de yaşayan insanların demokrasi, özgürlük, iş, kaliteli eğitim, güvenli gelecek gibi temel talepleri konusunda önemler alınmazsa kimi ülkeler beyin göçü alırken Türkiye beyin göçü vermeye devam edecektir.

 

Kategoriler: Gençlik sorunları, Göçmenler, İnsan hakları, Orijinal içerik, Uluslararası
Tags: , , , , , , , , , , , ,

Bülten

Elektronik posta adresini gir ve günlük haberleri sana gönderelim

Search

International Campaign to Abolish Nuclear Weapons

International Campaign to Abolish Nuclear Weapons

Arşivler

xpornplease pornjk porncuze porn800 porn600 tube300 tube100 watchfreepornsex

Except where otherwise note, content on this site is licensed under a Creative Commons Attribution 4.0 International license.

maltepe escort