Buraya taşındığımızdan beri her sabah ve her öğleden sonra selamlaşıyoruz İda Hanımla, balkondan balkona. “Signora Gul diyor bana, ü’ye dili dönmüyor bir türlü, orta yaş üstü her İtalyan gibi. Bu korkunç telaffuza alıştım, artık kızmıyor ve kırmıyorum, sevgili İda Hanım’ı sırf bu yüzden üzecek değilim. Yaşlıca diyordum kendi kendime, bugün söyledi, yetmiş altı yaşındaymış, doğum günü 25 Mart imiş. Tam ölenlerin yaşındayım dedi, öğlenden sonraki buluşmamızda, “Bir sürü şeyden çıktım ama herhalde bundan sağ çıkamam“, dedi. “Bu akşam dua edilecek”, dedi, bir de, “Mum koymalı balkona”. “Tamam” dedim, ben de bir mum koydum balkonun en güzel kenarına, cılız ışıklar iki saat boyunca selamladılar birbirlerini balkondan balkona.

Coronavirüs ile ilgili haberlere de uzun bir süre boyunca o mum ışıklarına baktığımız gibi baktık sanırım İtalya’da, ışıklarının nasıl da cılız olduğunu düşünerek. Işıklar cılız değilmiş, geç oldu ama anladık. Nüfusu İtalya’dan neredeyse yirmi kat fazla olan Çin’den bile fazla kayıp verince anladık. Şimdi heryer kapalı, şimdi heryer kontrol altında. Hastaneler doldu, taşmak üzere. Teologlar, filozoflar, sosyal bilimciler olası bir seçme zorunluluğunda son kalan solunum cihazının etik olarak kime verilmesi gerektiğini tartışıyor televizyon kanallarında. İzlemek zor geliyor, kanal değiştiriyoruz. Bazı şehir mezarlıklarında ölü gömmeye yer bulunamıyor, askeri araçlar, yalnız ölen insanların vücutlarını yakabilmek için uygun şehir arıyor (aklımda deli meseleler, bari külleri verseler…). Birkaç sene önce, çok sevgili bir arkadaşımın annesi ile konuşma fırsatı bulmuştum, kendisi İkinci Dünya Savaşı‘nı bizzat yaşamış bir partizan kızıydı. “Almanya’daydı Gul (evet, bu telaffuz için ona da kızmadım)” dedi, “bunun bu kadar hızlı yayılacağını kimse düşünemedi”. Coronavirüs kabusunu görmeden öldü, yoksa gene Gul derdi, “Tarih tekerrürden ibaret”.

Avrupa’nın en büyük vicdan sınavlarından biri olan İkinci Dünya Savaşı esnasında ortaya çıkan dayanışma, direnme hikayeleri hep ilgimi çekmiştir. Dinlemeyi de anlatmayı da sevmişimdir, bir geçmiş zaman hikayesi olarak. Lâkin, bir savaşla kıyaslanan, daha doğrusu sonrasında bir savaş etkisi bırakacağına inanılan bir felakete tanıklık edeceğimi hiç düşünmemiştim. Dilerim buradan sağ çıkarım ve bundan kırk yıl sonra adını düzgün telaffuz edemedeğim bir genç kadına bugün gördüklerimi anlatırım, zira berbat olanın yanında güzel şeyler de oluyor.

Virüs ilk yayılmaya başladığı zamanlarda bunun sadece belli genlerde taşındığına inanıldı diyeceğim misal bu genç kadına, ilkin Çinli görünce yolumuzu değiştirmeye başladık, bir de artık sushi yememeye karar vermiştik. Ne olur olmaz, belki Wuhan balığıdır diye. Sonra anladık ki İtalya’da yerleşik olan Çinliler’in bu olayla alakası yokmuş, virüs heryerden ülkeye girmiş olabilirmiş. Çinliler kendilerine yapılanları duymazdan geldiler, maskelerin altından değerli olduğu zamanlarda virüsten en çok etkilenen belediyelere onbinlerce maske bağışında bulundular. Yetmedi, ülkelerinde virüs ile mücadelede başarılı olmuş doktorlarını, uzman kişilerini İtalya’ya araştırma için gönderdiler. Bundan otuz sene sonra, İtalyanlar da, bugünün orta yaşlı ve Enver Hoca hayranı komünist Arnavutlar’ı gibi Çinli yoldaşlarını saygıyla selamlayacaklar sanırım.

Sonra, örneğin, herkesin evde kalmasının salık verildiği bu günlerde evi olmayanlara ne olduğunu soracak bu zor isimli genç kadın. Ya da kendisi için dışarısının evden daha güvenli olduğu insanlara ne olduğunu soracak bana, neyse ki verecek birkaç cevabım olacak. Örneğin, Emergency tarafından hayata geçirilen bir proje aracılığıyla evsizlerin, sığınmacı ve mültecilerin kaldığı yurtlardaki hijyen koşullarının denetlenmesini ve gereken önlemlerin alınmasını anlatacağım. Ev içi şiddete maruz kalan kadınların zorunlu ev kısıtlamasından en az şekilde zarar görmesi için, Roma Belediyesi’nin o ana dek sunmuş olduğu tüm hizmet ağını genişletmesi de güzel bir örnek olacak.

Sonra, hiç beklemedikleri bir anda, savaş alanındaki kadar zorlu bir ortamda çalışmak zorunda kalan Kuzey İtalya hastanelerindeki sağlık görevlileri ve onların yükünü azaltmaya çalışan bir grup insanın hikayesi var. Tüm hastane çalışanlarının öğünlerini hazırlayan restorant ağları, yeni yoğun bakım ünitelerinin kurulması için yapılan cömert bağışlar, el sıkmanın, sarılmanın, öpüşmenin yasak olduğu günlerde bağışlanan eldivenler, maskeler ve solunum cihazları bu zor günlerin gülümsetecek anıları olacak, besbelli.

İtalya en çok sokak yaşantısı olan Avrupa ülkelerinden biri. İtalyanlar gezmeyi, kültürel aktiviteyi, spor yapmayı sever. Alınan önlemlerin son ana kadar çok ciddiye alınmamasında bu sosyal genin ciddi etkisi var. İnsanların gündelik aktivitelerine ev içinde devam etmelerine ve ruh sağlıklarına mukayyet olmalarına imkan sağlayan birçok dayanışma ağı da mevcut: telefon ağları birçok hizmetini ücretsiz vermeye başladı, sayısız dergi, gazete ve kitap karşılıksız online erişime açıldı, ücretsiz online pilates, yoga dersleri verilmeye başlandı. Bu pilates aktivitelerinden biri, vermiş olduğu hizmet karşısında talep ettiği ücretin Toscana Bölgesi’nde Coronavirüs ile mücadele eden kurumlara bağışlayacaklarını bildirdi.

Aslında heryer karanlık değil, şu günler bir geçsin, anlatacak güzel şeyler de olacak. Dileğimiz, şimdilik sadece televizyonlar aracılığıyla evlerimize sızan bu virüsün bizlerden ve yaşlı komşularımızdan uzak durması. İda Hanım’ın daha bana verilecek selamları olacak, eminim, sıkıcı bir ihtimalden öte, daha bana anlatacak anıları var, eminim.