Uzun ve güzel bir çalışma sonucu olarak, Connection e.V, Union Pacifiste de France ve War Resisters’ International, ‘Türkiye’de Vicdani Ret – Askerliğe Hayır!’ başlıklı bir kitapçık yayınladı. Cevrimiçi dağıtımı yapılan bir çalışma 4 dilde hazırlandı: Türkçe, İngilizce, Almanca ve Fransızca.

Kitapçık 15 Mayıs 2021, Uluslararası Vicdani Ret Günü’nde ağ üzerinden dağıtılmaya başlandu. Bugünden itibaren, haftada 1 kez, her Çarşamba günü, bu kitapçığın, sırasıyla, bir içeriğini 4 dilde yayınlayacağız. Pressenza Uluslararası Basın Ajansı bu çalışmanın dağıtımı için gönüllü destek vermektedir.

Türkiye’de vicdani retçilerin mücadelesi Tayfun Gönül’ün 6 Aralık 1989, Vedat Zencir’in ise 6 Şubat 1990 tarihlerinde Sokak dergisi üzerinden vicdani retlerini açıklamaları ile başlar.(1) Katliamların, faili meçhullerin, işkencelerin bir devlet politikası olarak sıradanlaştığı ve bütün bunların “vatanmillet”söylemleriyle birlikte sürdürüldüğü 1989-90 yıllarında iki Türk bireyinin çıkıp bütün bu şiddet, çatışma ve savaş politikalarına karşı “askere gitmiyorum” demeleri son derece önemli bir itirazdı.

Bütün bu vicdani retler Batı’da olduğundan farklı bir şekilde başladı. Batı’da vicdani ret yapmak, zorunlu askerlik hizmeti alternatifi olan ‘sivil hizmet’i kabul etmek anlamıne gelirken, Türkiye’de bunun zeminin olmadığı düşünüldüğünden ‘total ret’ler ile süreç başladı. Türkiye gibi ‘asker ulus’ bir toplumda vicdani ret yapmak öncelikle sistem ve de toplumun bütün o ‘normal’ erkek – aile kurucu, evin direği/erkeği, toplumun çekirdeği, muteber vatandaş – hallerini terk etmek anlamına geliyordu. Zira Türkiye’de askerlik yapmak aynı zamanda erkekliğe tamamlanmak, toplum içinde ‘muteber’ yerini almak anlamına geliyordu. Bunu yapmayanlara ise eksik erkek/çürük/sakat, tamamlanmamış erkek gözü ile bakılıyordu.

Bütün bu toplumsal normları aşarak vicdani retçi olmak, öncelikle sistem/toplum tarafından örülen/dayatılan bütün o heteronormativitenin terki, kendini yeniden bildiğin değerler ile inşa anlamına geliyordu. Öte yandan Türkiye’deki vicdani ret açıklamaların odağında her zaman savaş karşıtı bir duruş vardı. Bu sebepten olacak ilk kolektif çıkışları da savaşkarşıtları ismi üzerinden oldu. Savaşkarşıtları grubu olarak Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da savaşa, şiddete ve militarizme karşı mücadeleleri bu şekilde başladı.(2)

Doğumdan itibaren herkesin Türk ve de asker olarak belletildiği, bir toplumda bu itirazlar başka bir hikaye yazmaya başladı. Üç yıl sonra, 16 Ocak 1993 tarihinde Erkan Çalpur, Atilla Akar, Yusuf Doğan’ın vicdani ret açıklamaları ile ilk toplu vicdani ret açıklamaları yapılmış olur. Küçük anarşist topluluklar içinde de olsa bu vicdani retler ile erkek/militer sistem bir yana bütün demokratik/muhalif sol birey ve yapılar dışında ilk defa antimilitarist, anti-hiyerarşik, anti-otoriter bir söylem ve de politik hat gelişmeye başladı.

15 Mayıs 2000 tarihinde Uğur Yorulmaz, Timuçin Kızılay ve Hasan Çimen’in vicdani retleri ile artık 15 Mayıs tarihi toplu vicdani retler için not edilmiş olur. Vicdani ret mücadelesi ile “halkı askerlikten soğutma” davaları da başlamış oldu. İlk yargılanan ve de ceza alanlar Tayfun Gönül ve Vedat Zencir idi. Ancak bu cezalar Türkiye’deki vicdani retçilere geri adım attırmadı. Hatta denebilir ki, belirli anarşist/sol çevreler dışında kalan muhalif toplumsal kesim ve örgütler bile bu yargılamalar üzerinden Türkiye’deki vicdani redde dair bilgi sahibi oldular.(3)

Vicdani retçiler; eylem, örgütlenme, kampanya ve sokakta görünür olma halleri ile hem kendilerini itirazları ile gerçekleştirip hem de Türkiye’de başka bir mücadele alanı/hattı oluşturmaya başladılar. Kampanya ve çalışmalarını hiçbir zaman hiyerarşik bir yapıya dönmeden, konsensüs ve yatay örgütlenme ile gerçekleştirdiler. Sokaktaki eylemsel görünürlükleri, muhalif yapıların sokaklardaki görünürlüklerinden farklı olarak çoğu zaman şenlikli oldu.

İlk andan itibaren feminist ve LGBTİ+ yapı ve gruplar ile birarada bulundular. Bu durum bir ‘erk’eklik alanı olan askerliğin karşısında başka bir ‘erk’eklik alanın oluşmasının önüne geçen ciddi bir etken oldu. Erkek ve eril olma hallerini sürekli sorgulayan, hiyerarşik ve de merkezi yapı ve de örgütlenmelerden kendisini koruyarak yatay örgütlenme ve de ağ çalışması üzerinde kendisini uzun yıllar var eden bir mücadele alanı oldu.

Vicdani retlerinden dolayı yargılanan Osman Murat Ülke, Mehmet Tarhan, Halil Savda, İnan Suver, Enver Aydemir’in yargılanma süreçlerini kampanyalara dönüştürerek Türkiye’de vicdani reddin toplumsallaşması için çalışmalar yürüttüler. Bütün bu çalışmalar ile Türkiye’de toplu vicdani retler daha da güçlü şekilde örgütlendi. 15 Mayıs 2004 tarihinde aralarında altı kadının (Ferda Ülker, İnci Ağlagül, Ebru Topal, Yöntem Yurtsever, Nazan Askeran, Hürriyet Şener) da bulunduğu on kişi basın karşısında vicdani retlerini açıkladılar.

Basın önünde toplu vicdani retler artık her 15 Mayıs tarihinde büyük bir kampanya halinde devam ediyordu. Çeşitli sol/muhalif yapı ve gruplardan oluşan ‘Barış İçin Vicdani Ret Platformu’nun bir kampanyası ile 15 Mayıs 2010 tarihinde 29 kişi vicdani reddini açıkladı. Vicdani retlerin bir kampanya, çalışma, ya da vicdani retçiler ile sokakta dayanışma eylemleri sırasında yapılması kendiliğinden bir kural haline gelmişti.(4)

Her yıl onlarca kişi politik irtizları ile oluşturdukları metinleri basın önünde paylaşarak vicdani retlerini açıklıyorlardı. Erkek egemen/militer politikalar ile adeta rehin alınan bir toplumdaki kişisel çıkışları, bu vicdani ret metinlerinin her biri kendi başına adeta birer ‘özgürlük manifestosu’ niteliğindedir. Sokaklarda, eylemlerde, şenliklerde, kampanyalarda yüzlerce kişinin, onlarca basın kurumunun karşısında gerçekleşen bu retler bir anda bir kırılma yaşar.

15 Temmuz 2016 tarihinde kalkışılan ve Temmuz’un 20’sinde AKP/MHP tarafından tamamlanan yeni tip darbe ile Türkiye’de yeni bir süreç başladı. 20 Temmuz 2016 tarihinden itibaren sokaklar adeta hayata kapatıldı. Muhalif/demokratik ne kadar yapı, grup, birey var ise üzerlerinden 12 Eylül askeri darbesinden daha da ağır bir şekilde üzerlerinde panzerler ile geçildi.(5)

Mevcut AKP/MHP’nin ırkçı/militer siyasetine biat etmeyen ne kadar site, radyo, televizyon ve basılı gazete varsa hepsi listeler halinde Cumhurbaşkanlığı KHK’ları ile kapatıldı. Vicdani ret mücadelesi yürüten birçok vicdani retçi Türkiye’yi terk ederken, geride kalanlar da bütün bu baskı ve şiddet politikalarından hızlı bir şekilde etkilenmeye başladılar.

2016 yılını geride bırakıp da 2017 yılına baktığımızda toplamda yirmi kişinin vicdani ret yaptıklarını görüyoruz. Bu yirmi vicdani reddin on ikisi e-posta, 3 tanesi de kişilerin kendi sosyal medya hesapları üzerinden gerçekleştirilir. Bunların biri İtalya,ikisi Almanya ve üç tanesi de Fransa’da yapılır. Son iki yıla baktığımızda özellikle Avrupa ülkelerinden yapılan vicdani retlerin çoğaldığını görmekteyiz.

2018 yılında Türkiyelilerden, bir kişinin İtalya, bir kişinin Hollanda, üç kişinin Almanya ve sekiz kişinin de Fransa’da vicdani retlerini yaptıklarını görüyoruz. Bu tablo bize vicdani retçilerin durduğu yerden bir Türkiye tablosu çıkarmaktadır. Fransa’da zorunlu askerlik olmadığı için 16 yaşındaki gençlere dönük bir günlük sembolik eğitim var. Ancak özellikle de son dört yılda Türkiyeli vicdani retçilerin Fransa’da yaptıkları deklarasyonlara baktığımızda artık Fransa’da vicdani ret bağlamında yeni bir durum var. Türkiye’deki anti-demokratik ve otoriter sistemden kaynakla Türkiye’de yaşayamayacak duruma gelen zorunlu askerlik karşıtı bireyler özellikle Avrupa’nın bir ülkesine gelerek vicdani retlerini yapmakta.(6)

2020 den günümüze on iki kişi vicdani retlerini yaptılar; Bunlardan bir şekilde bize ulaşan, Mehmet Şaban Değirmenci, Ömer Tüzün, Mahsum Duman, Osman Yılmaz, Mustafa Doğan, Resul Güler, Halil Göktaş Fransa’da, Murat Kızılay Hollanda, Resul Dündar, Mertcan Güler Almanya’da yaşıyorlar, sadece iki kişi vicdani retlerini Türkiye’de yapabildiler. Çünkü Türkiye’de vicdani ret yapmak artık ‘medeni ve de sivil’ ölümü yaşamaya eşdeğer bir hale geldi.(7) Bu durumda artık özellikle Fransa ve de Almanya için Türkiyeli vicdani retçilerden kaynaklı yeni duruma dair bir başlık açmak yerinde olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti ulus devleti sınırları içinde ırkçı/militer politikaları ile bütün muhalif/demokratik yapıları olduğu kadar vicdani retçileri de büyük bir baskı altına almak istese de bu yapılar ve de bireyler bir şekilde başka başka coğrafyalarda ve başka başka mücadele araçları ile mücadelelerine devam ediyorlar. Avrupa’da yaşamak durumunda kalan vicdani retçiler, mücadelelerini Uluslararası Savaş Karşıtları (War Resisters International), Avrupa Vicdani Ret Bürosu (European Bureau for Conscientious Objection), Connection e.V. Peace House, Maison de la Paix gibi uluslararası vicdani retçi ağları ve savaş karşıtı grup ve bireyler ile birlikte yürütmekte.(8)

Ercan Jan Aktaş

 


1- Tayfun Gönül: Haki Veya Beyaz, Üniforma Üniformadır – bianet.org
2- Dünyada ve Türkiye’de Savaş Karşıtı Hareket ve Antimilitarizm Üzerine: Kültür ve Siyasette FEMİNİST YAKLAŞIMLAR (feministyaklasimlar.org)
3- AİHM’in Vicdani Retçi Osman Murat Ülke kararı | Açık Radyo 95.0 (acikradyo.com.tr)
4- 29 Kişi Daha Katıldı, Vicdani Retçilerin Sayısı 118 Oldu – Tolga Korkut – bianet.org
5- Ercan Aktaş: OHAL ve Bir Vicdani Retçinin Hikâyesi | Biz Varız! | We Exist! (kopuntu.org)


Yazı dizisinin önceki içerikleri

Türkiye’de Vicdani Ret | Askerliğe Hayır!