Ermenistan Savaşı Değil Barışı Kaybetti

06.05.2021 - Pressenza Türkçe

Ermenistan Savaşı Değil Barışı Kaybetti
Alex McBride/Getty Images

İtalyan gazeteci ve yazar Simone Zoppellaro’nun gariwo.net internet sitesi için hazırladığı yazının Türkçe tercümesini yayınlıyoruz.

“Ermeniler’e bir dostları olarak bir kaç eleştiri yapmak isterim. Biliyorum, özellikle binlerce ölüme, on binlerce mülteciye, yerinden edilmiş kişiye ve sonu olmayan insani ve siyasi bir felakete neden olan Kasım ayındaki yenilgiden sonra ne bu eleştirileri getirmek ne de bu eleştirileri dinlemek pek kolay değil. Bunun Karabağ’daki ilk savaş olmadığını biliyoruz ve sonuncu olmama riski de var (birçok kişiye göre bu neredeyse kesin). Daha önce belirttiğim gibi, bu yazıyı, bir dostları olarak onlara yazmak istiyorum. Çünkü dostlar zor zamanlarda yalnızca yardımcı olup teselli etmez, aynı zamanda eleştirilerini esirgemezler ve düşünmemize vesile olurlar.

BBC, matemetikçi ve filozof olan Bertrand Russel’a, gelecek kuşaklara mesajı olup olmadığını sorduğunda Nobel ödüllü Russel çok basit ancak derin bir şekilde iki şeyin altını çizer. İlk olarak neye inanmak istediğimizi ve sonuçlarını düşünmeden yalnızca nedenlere ve onların getirdiği hakikate bakmamız gerektiğini dile getirir. İkinci olarak ise, yalnızca bireysel düzeyde değil toplumsal düzeyde de sevginin bilgelik, nefretin ise aptallık olduğunu söyler. Ben her zaman bu iki düşüncenin bağlantılı olduğunu ve sessizlik ve sansürün olduğu yerde sevginin olmadığını düşünmüşümdür.

Bu anlamdaki düşüncelerim soyut düşünceler değil aksine tanıştığım ve haftalardır gözleri bir damga gibi vicdanıma kazınmış düzinelerce kurbanla yapmış olduğum röportajlar sayesinde vücut bulmuş düşüncelerdir. Aralık ve Şubat ayları arasında bulunduğum Karabağ ve Ermenistan’da edindiğim ve aynı zamanda 27 Eylül’den itibaren her gün Ermeni arkadaşlarımla tartışırken kazandığım izlenimlerimden bahsediyorum aslında.

Yerevan’ın en tanınmış gazetecilerinden biri olan bir arkadaşımın sözleriyle başlayacağım: “Bugün Ermenistan’daki en büyük sorun etno-milliyetçiliktir. Son aylarda katlanarak büyüyen, ancak geçmişte de ötekinin bakış açısının, acılarının ortadan kalkmasına neden olan bir etno-milliyetçilik. Sermayesini ve despotik gücünü artırmaktan başka bir umudu ve derdi olmayan diktatör Aliyev’den kesinlikle bahsetmiyorum. Karabağ ve yedi bölgeden kaçan yüzbinlerce Azeri mülteciden bahsediyorum. Hocalı’da işlenen suçlardan bahsediyorum; Ağdam’ın yerle bir edildiğinden ve böylece Azerbaycanlı mültecilerin asla evlerine dönemeyeceğinden bahsediyorum. Dönemin çatışmalarında ve hatta son savaşta ölen genç Azeriler’den ve Gence’ye ve diğer şehirlere yönelik saçma ve yararsız Ermeni misillemeleri nedeniyle hayatını kaybetmiş sivillerden bahsediyorum”.

Çünkü daha yakından incelendiğinde, Ermenistan belki aslında savaşı değil ama (90’lı yıllardaki savaşı kazandı) barışı kaybetti. Her şeyden önce silahla değil politika ve diplomasi ile kaybetti. Karabağ’dan sürülen Azerbaycanlı sivillerin çektikleri acıya kayıtsız kaldığı için ve on yıllardır bu sivillerin geri dönüşlerini hedefleyen adil bir uzlaşma bulma olasılığını körleştirdiği için kaybetti barışı. Elbette mesele, Sovyetler’in Karabağ’ı Ermeni çoğunluk ile Azerbaycan’a tahsis ettiği tarihi hatanın telafi edilmesi meselesiydi. Ama o zaman bile hakikat daha karmaşıktı. Bu toprağın her zaman sadece ve sadece Ermeni olduğunu söylemek gerçekçi olmamakla birlikte haksızlıktır.

Ama hala bazı Ermeniler’in – neyse ki sayıları fazla değil – bugünün sorunlarını çözmek için önerdikleri çare: daha fazla milliyetçilik. Ancak günümüzün zehirli bağlamında daha fazla milliyetçilik faşizmden başka bir şeye karşılık gelmiyor. Hatta Avrupa’nın yarısında ve İtalya’da sayıca fazla olan neofaşist gruplar da Ermeniler’e etnik kimlikleri, dinleri ve tarihleri nedeniyle üstün bir halk olduklarını anlatmaktan, onlara daha fazla nefret, mağduriyet, komplo fikirleri ve yabancı düşmanlığı ekmekten başka bir şey yapmıyorlar ve böylece onlarca yıldır uğraşmadıkları bir çatışmayı kendi siyasi çıkarları için sömürmüş oluyorlar.

“Sınırlarımız biziz” gibi Ermeni hükümeti dayanışma fonu için tasarlanmış olan slogan da simgeseldir. İlk okuduğumda, bir an için bunun bir dil sürçmesi, bir hata olduğunu düşündüm. Ancak öyle değildi. Peki sınırlarınızın ötesine geçemezseniz nasıl kazanabilir veya gelişebilirsiniz? Bu slogan, daha ziyade, Ankara ve Bakü’nün haksız bir şekilde kapattığı sınırları sömürmüş ve sömürmekte olan tekellere ve bugünün Ermenistan’nını yok etmiş oligarklara daha uygun bir slogan gibi duruyor. Neyse ki, sadece Ermenistan tarihi değil, aynı zamanda yüzyıllarca köklerine ve kültürlerine yapılmış güçlü saldırılardan çıkıp hem kendi kültürlerine hem de dünya kültürüne katkı sağlayarak birçok fiziki ve düşünsel sınırı aşmış Ermeni diasporası da bize çok farklı ve bileşik bir panorama anlatıyor.

Kişisel olarak hata yapıp günümüz Ermenistan’ında eski Şili’yi veya İspanya’yı bulmayı ümit eden küçük grupların yağcılıkları beni hiç şaşırtmıyor. Yanılıyorlar diyorum, çünkü Erivan’da hükümet lehine veya aleyhine gördüğüm birçok gösteride hiç bir ölüm yaşanmadı ve Ermeni demokrasisi, Ermeniler’in kendileri dışında kimsenin desteği olmadan hala hayatta. Beni şaşırtan şey, Karabağ’dan kaçan binlerce Ermeni ile kendi acılarını yeniden yaşayan çok sayıdaki Yezidi’nin dayanışmasını oldu. İsrail’den Bakü’ye gelen korkunç silahlara rağmen, İtalya’da Rusya’da, ABD’de çeşitli Yahudi cemaatlerinin Ermeniler ile dayanışma göstermesini görmek hoşuma gitti. Son olarak, İtalya’da ve başka yerledeki hükümetlerin skandal sessizliğini (suç ortaklığı yaptılar, kesinlikle tarafsız değiller) en azından kısmen telafi eden pek çok sıradan vatandaşın desteği beni mutlu etti.

İşte bu noktadan yola çıkarak yeniden başlamamız gerektiğine inanıyorum. Hatta ‘diğeriyle’ kurulacak diyalog da önemli. Elbette burada kanlı rejimleri temsil eden Aliyev ve Erdoğan ile yapılabilecel diyalogdan bahsetmiyorum. Kendi halkının çektiği acıyı unutmamakla birlikte, Ermeniler’in acısını da inkar etmeyen Ekrem Eylisli, Arzu Geybullayeva ve Günel Movlüd gibi isimlerden bahsediyorum. Tekrar ediyorum, eğer barışı kurma iradeniz ve yeteneğiniz yoksa savaşı kazanmanız yetmez. Barış, milliyetçi zihniyetin tam karşısında duran uluslararası diplomasi ve uzlaşma gibi başka silahlarla kazanılır.

Bu yazıyı tarihinde sürekli işgal ve trajedilerle mücadele etmiş, ama her zaman fikirlerin ve kültürün gücünde, açıklığında yeniden doğma azmini bulmuş ebedi bir anka kuşu olan Ermenistan’ı düşünerek uzun süren savaşlar, dehşet ve nefretle simgeleşmiş ancak bu nefretin pasifleştirildiği ve şu an açık bulunan Fransa Almanya sınırının bir kaç kilometre ötesinden yazıyorum. Onlarca yıl önce bunu kim hayal edebilirdi? Birçok Alman ve Fransız bugün bile hâlâ şaşkın.”

Simone Zoppellaro

Kategoriler: Orijinal içerik, Şiddetsizlik, Siyaset, Uluslararası konular, Yorumlar
Tags: , , , ,

Bülten

Elektronik posta adresini gir ve günlük haberleri sana gönderelim

Search

International Campaign to Abolish Nuclear Weapons

International Campaign to Abolish Nuclear Weapons

Arşivler

xpornplease pornjk porncuze porn800 porn600 tube300 tube100 watchfreepornsex

Except where otherwise note, content on this site is licensed under a Creative Commons Attribution 4.0 International license.