Ceren Yartan: Kadının temel haklarının meşruiyeti sorgulanıyor

09.09.2020 - Gökhan Korkmaz

Ceren Yartan: Kadının temel haklarının meşruiyeti sorgulanıyor

İnsanlık halleri, gündem dışı konuları içeren meseleleri müzikten edebiyata farklı alanlara değinerek anlatan 11 Dakika adlı podcast programının yapımcısı ve sunucusu Ceren Yartan ile konuştuk.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Editörlük yapıyorum. Kültür-sanat ve sivil toplum alanlarında çalıştım. “11 Dakika” adlı podcasti hazırlıyorum. Müzikle de yakından ilgiliyim.

Gündemin dışında kalan yaşamsal konulara yer verip edebiyattan müziğe, sergiden filme farklı duraklara uğrayarak podcast formatında yayınladığınız “11 Dakika” isimli programı yapma fikri nasıl ortaya çıktı ve bu konuları konuşmaya sizi çeken şey neydi?

Uzun zamandır okumaktan ve konuşmaktan hoşlandığım konularla ilgili paylaşım yapmak istiyordum. Çevremin ötesine geçip daha fazla insana ulaşmak, Türkiye’nin ağır seyreden gündeminde aslında bizi çevrelemeye devam eden “hayati” konuları beraber düşünmeyi ümit ediyordum. Bunları paylaşabileceğim, ait olabileceğim bir topluluğun özlemini duyuyordum. “11 Dakika” fikri de, yakın çevremdeki insanların beni cesaretlendirmesinin etkisiyle somutlaştı.

Genelde ya arkadaş masalarında ya da makalelerde konu edilen konular bunlar. Ancak biraz olsun gündelik hayatın temposunun dışına çıkıp yavaşlayabildiğimizde paylaşabildiğimiz meseleler. Kendi kendimize düşünüp çok da fazla sözünü etme fırsatı bulamadığımız büyük sorular.

Bu kısıtları aşıp kısa bir sürede de olsa bu büyük sorulara küçük cevaplar verelim, podcast bittiğinde de havada asılı bir his kalsın istedim. Yusuf Atılgan’ın “sinemadan çıkmış insan” anlatısına da referansla. Bu meseleler zamanı nasıl deneyimlediğimizden çevremizle nasıl bağ kurduğumuza, affetmenin bizim için işlevine, en ortak deneyimimiz olarak yalnızlığı anlayışımızdan sessizliğin görünmez gücüne uzanan çok çeşitli konuları kapsıyor.

Psikolog, felsefeci ya da herhangi bir konuda uzman değilim. Ama bahsettiğim konuların hayatımda oynadığı rolün farkındayım. Farklı disiplinlerde ayrı ayrı işlenen meseleleri, çok da yüzeyselleşmeden biraz olsun birbiriyle konuşturabilmeyi hedefliyorum.

Programınızın isminin “11 Dakika” olmasının sebebi nedir ve programınızı hazırlarken nasıl bir yöntem izliyorsunuz?

Pratik bir çıkış noktası var. Kısa süren bir program yapmak istiyordum. Hem benim için yapılabilir olsun hem de bu “ağır” meselelerin korkutuculuğunu düşünerek dinlenebilir olsun. “10“ sayısının tamamlanmışlığının yükünü de taşımasın. Voleybol oynarken de 11 numaralı formayı giyiyordum. Ayrıca ayın 11. günü doğmuşum. Böyle ortaya çıktı. Arada soranlar oluyor, Paulo Coelho’nun aynı isimli kitabını da okumamıştım. Dolayısıyla isim oradan gelmiyor.

Sonraları 11 sayısının sandığımdan fazlasını anlattığını, bazı ruhani geleneklerde “ikiliğin/ayrılığın sonu” anlamına geldiğini de öğrendim. Bazı sayılara yönelmemizin rastlantısal olmadığını düşündürttü bana.

Programı hazırlarken genelde kişisel bir gündemden yola çıkıyorum. Herhangi bir işi yaparken otomatikleşme, bitsin diye yapma eğilimim var. “11 Dakika”nın böyle bir döngüye girmemesi için de konuları seçerken en çok bana hitap etmesine, bir şeyleri anlamamı sağlamasına önem veriyorum. Konuyla ilgili rutinim içinde ya da okuduğum metinlerden notlar aldıktan sonra bir çatı kurmaya girişiyorum. Bir “deneme” girişimi yani. Yapı oluştuktan sonra müzik seçimine geliyor sıra. Telif sorunu olduğundan çok sevdiğim parçaları kullanamıyorum ama bahsettiğim şeyin ruhuna yakın bulduğum looplardan faydalanıyorum ya da kendim basit müzikler oluşturup onları arka fon olarak kullanıyorum.

Türkiye’de insan ilişkilerini konu alan kişisel gelişim uzmanlarının, yaşam koçlarının hazırlamış olduğu yayınlar var. “11 Dakika”nın bu yayınlardan farkı nedir ve insanlar neden “11 Dakika”yı dinlemeli?

Amacım her ne kadar kulaklığın içinden konuşan insan olsam da dinleyenlerle onların izin verdiği ölçüde mahrem bir ilişki kurmak, bir birliktelik hissi yaratmak. Bu söylediğim iddialı gelebilir belki. Ama dinleyenlerin yazdıklarını okuyunca “11 Dakika”nın insanlara dokunabildiğini, yalnızlık hissiyle kavrulduğumuz modern hayatta, karşı karşıya olmasak da sinizme kaçmadan ilişkilenebildiğimizi, bunun mümkün olduğunu görüyorum. Bu da beni çok mutlu ediyor.

Kişisel gelişim uzmanlarının yayınlarını çok dinlemiyorum. Çok sevdiğim bir podcast var, o da Budist öğretmen Michael Stone’un “Awake in the World” adlı podcasti. Onun buhranlı zamanlarımda bana nasıl eşlik edebildiğini bildiğimden, benzer bir duygudaşlığı yakalamaya çalışıyorum. Ayrıca affetmeyi anlamak için yalnızca semavi dinler ya da psikolojiden değil, edebiyat, felsefe, güncel sanat, nörobilim, filmler ya da müzikten beslenebilmek bana iyi geliyor. “11 Dakika”yı bu şekilde harmanlamaya çalışıyorum, bu da onu farklı kılıyor olabilir.

İnsanlar ise istedikleri zaman “11 Dakika”yı dinlemeli. Yani neden sorusuna cevabım yok. Bazıları sıkıcı da bulabilirler. Öte yandan, “neden bu konuları paylaşmalıyız?”a bir cevabım var. Her ne kadar birbirimizden farklı olsak da, insanlık deneyimi denilen yola inanıyorum. Bu bir inanç gerçekten de. Bu yolda birbirimizin deneyimlerini samimi bir ilgiyle ne kadar dinleyebilirsek yanımıza kârdır diye düşünüyorum. Hayat “mış gibi“ yapmak için hayli kısa.

“11 Dakika”nın dinleyicilerinden içerik açısından nasıl bir tepki aldınız?

Çok çeşitli tepkiler geliyor. Daha “profesyonel” dinleyicilerim var örneğin. Bazen fazla alıntı yaptığımı, sesimin biraz depresif olduğunu söylüyorlar ya da “e daha çok boyutu var bu meselenin” diyerek süreyi yetersiz buluyorlar. Onların podcastin bu aşamaya gelmesindeki katkısı büyük.

Diğer bir grup da “11 Dakika”nın onlara nasıl eşlik ettiğini, neler düşündüklerini ve hissettiklerini yazanlar. Bazen zor zamanlarında yardımcı olduğunu söyleyenler oluyor ve açıkçası beni daha mutlu eden bir şey yok. Onlar yazdıkça ben anlam buluyorum. Bayrak yarışı gibi paslaşıyoruz.

“11 Dakika”nın dışında Mekanda Adalet Derneği’nde çalışıyorsunuz. Aynı derneğin podcast kanalına içerikler hazırlıyorsunuz. Hazırladığınız içeriklerin detaylarından kısaca bahseder misiniz? Podcast sivil toplum için bir ihtiyaç mı ve dinleyicilerden nasıl bir geri dönüş aldınız?

Özellikle salgınla birlikte gündelik pratiklerimizin değişmesiyle sivil toplumun çevresiyle ilişkilenebilmesi ve mesajını yaygınlaştırmasının koşulları değişti. Bunda elbette yalnızca salgının kendisi değil, geleneksel medya kanallarının sivil toplum gündemini ve esasen toplumun gündemini dışlaması da rol oynadı. Biz de bunun farkında olarak “podcast kasımızı” geliştirmeye karar verdik. Ayrıca bireysel tanıklıklarla toplumsal mesele ve deneyimlerin ilişkisini kurmada podcast formatının özel bir işlevi olduğunu da düşünüyoruz.

MADpodcast kanalımızdaki ilk serimiz “Salgın ve Sonrası”. Salgın gündemini bireysel tanıklıklardan yola çıkarak anlamaya çalışıyoruz. Her hafta ekip arkadaşlarımızdan birinin yaptığı röportaj üzerinden bir meseleye eğiliyoruz. İlk bölümde bir ruh sağlığı çalışanıyla konuşuyoruz, ikinci bölümde bir tekstil işçisinin tanıklığına yer veriyoruz. Konular hayli çeşitli. Sonrasında freelance çalışanlar, özel gereksinimli bireylerin eğitim gündemi gibi meseleleri de işledik. Bütün bunları yaparken de hedefimiz bu ağır gündemin bireysel ve toplumsal yansımalarını, bunların ortaklaştığı yerleri anlamak ve podcast mecrasında bir sivil toplum kuruluşu olarak kendimizi konumlandırmak.

Henüz işin başında olsak da çok faydalı, konunun aktörlerine dokunan içerikler sebebiyle güzel geri bildirimler alıyoruz. Mesafeli bir dili tercih etmediğimizden bence dernek olarak hangi meselelerle neden ilgilendiğimizi farklı bir şekilde anlatmanın aracı oluyor. Sivil toplum kuruluşları için de, özellikle kendini anlatma, gündemini daha geniş kitlelere yayma aracı olarak podcastlerin bir imkân sunduğuna inanıyorum. Bunu yaparken de içeriğin yanı sıra biçime önem vermenin dinlenebilirliği önemli ölçüde artırdığına inanıyorum.

Pandemi döneminde podcast dinleme veya hazırlama fırsatı bulabildiniz mi? Evden çalışmak bir kadın olarak avantaj mı, yoksa dezavantaj mıydı?

Küçük bir çocuğum var ve ikimiz yaşıyoruz. Pandemi döneminde ailemin yanına gitmemiş olsaydım profesyonel bir bakım desteği almadan tam zamanlı çalışmamın imkânı yoktu. Düzenli bir podcast dinleyicisiyim, sevdiğim programları takip etmeye devam ettim. Ayrıca “11 Dakika“da da birkaç bölüm yayınladım, fakat yazın İstanbul’a dönüşümle birlikte mola verme ihtiyacı duydum. Şimdi podcastlere geri dönüyorum. Yeni bölümü de hazırladım ve kısa sürede yayınlayacağım.

Kadınların görünmez emeğinin getirdiği yük özellikle salgın döneminde iyice taşınmaz hâle geldi. Evden çalışmak eğer bakım verme yükümlülüğünüzü paylaşabileceğiniz bir bakım evi/kreş ya da aile büyüğü, bakıcı yoksa kadın için kesinlikle bir dezavantaj. İşinizi yaparken bölünmemek bile bir lüks hâline geliyor çünkü. Kadın olarak kendi alanınızı bir anlamda “meşru kılmak“ için daha fazla mücadele vermeniz gerekiyor.

Mekanda Adalet Derneği’nde çalışıyorsunuz. Kadın olmanın sivil toplumda olumlu ya da olumsuz bir etkisi var mı?

Sivil toplumu toplumun kendisinden ayıramayacağımız için her ne kadar hak savunuculuğu yapan bir alanda çalışsanız da, toplumsal cinsiyet ilişkilerinden muaf değilsiniz. Kadın olmanın profesyonel hayatta nasıl etkileri varsa, burada da onlarla karşılaşabilirsiniz. Yine de farkındalığın görece yüksek olduğu bir alan sivil toplum. Kadın olmak ise, merkezdekinin doğal hakkı olduğunu düşündüğü toplumsal avantajların aslında birer ayrıcalık olduğunu anlamanızı sağlayan bir kimlik.

Türkiye’de kadınlara ve LGBTİ+lara yönelik şiddet giderek artıyor. Bu şiddetin artmasının sebepleri sizce nelerdir ve İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili yürütülen tartışma hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu şiddetin artmasının birincil sebebi elbette yürütülen politikalar. Kadının hayatını değerli görmeyen, “aile“ kurumunu onun hayatı üstünde tutarak, örf adet kisvesi altında bir tür toplum mühendisliğine girişen bir anlayış olduğunu düşünüyorum. Bunda bence kadınların ve LGBTİ+ hareketinin gücünün ve görünürlüğünün artmasına duyulan tepki de rol oynuyor. Kontrol edemediğini düşündüğü, korktuğu şeyi yok etmeye çalışıyor tepki olarak.

İstanbul Sözleşmesi tartışmaları da bu kapsamda değerlendirilebilir. “Tartışma“ adı altında kadının temel haklarının meşruiyeti sorgulanıyor. Toplumun büyük bir kısmının varlığından dahi haberdar olmadığı bu sözleşme, kadına yönelik şiddete karşı, kadınların yaşamlarını sağlıklı şekilde devam ettirebilmeleri için gerekli hukuki çerçeveyi sağlıyor. Bunun tartışılacak bir yanı yok, ama yine güçlenen kadın/LGBTİ+ hareketi karşısında bir tür “öcü“ yaratılmaya çalışıldığını görüyoruz.

Son olarak insan ilişkileri konusunda podcast hazırlamayı düşünenlere tavsiyeleriniz neler olur?

İlk tavsiyem elbette “insanlardan“ değil, kendilerinden yola çıkmaları olur. İlla anılarından bahsetmeleri gerekmiyor, ama insanın kendini dürüstçe anlama gayesini gütmesi elzem bence. Biz resimde olmadığımız zaman ancak kuru genellemeler çıkıyor ortaya.

Bir de dinlenme sayısına çok takılmamalarını öneririm. Ne kadar çok dinlendiği değil, nasıl dinlendiği daha önemli bir gösterge benim gözümde. Son olarak da önerim bu alanda bir uzmanlıkları yoksa, bunun bilincinde olup kendilerini böyle konumlamamaları olur. Podcast kişisel ve spontane bir uğraş gibi gözükse de işin etiği üzerinde düşünmenin hepimiz için faydalı olacağına inanıyorum.

Kategoriler: Kültür ve medya, Orijinal içerik
Tags: , ,

Bülten

Elektronik posta adresini gir ve günlük haberleri sana gönderelim

Search

International Campaign to Abolish Nuclear Weapons

International Campaign to Abolish Nuclear Weapons

Arşivler

xpornplease pornjk porncuze porn800 porn600 tube300 tube100 watchfreepornsex

Except where otherwise note, content on this site is licensed under a Creative Commons Attribution 4.0 International license.