‘Türklük sözleşmesi’nin sonu geldi mi?

13.02.2020 - Ercan Jan Aktaş

‘Türklük sözleşmesi’nin sonu geldi mi?

Barış Ünlü’nün “Türklük Sözleşmesi” adlı kitabı yeni elime geçti. *Benim içimdeki Türklük tartışmasıyla aynı ana geldi. Genelde, bir kitabın ilk sayfalarında, o kitaba dair bir sözleşme içine giririm; “Evet yol alabilirim”, “Hayır beni hiç sarmadı”, “Bakalım nereye kadar!?”. Bir kitaba başladığımda ne olursa olsun okuyup bitireceğim gibi bir havaya hiç girmem. Başından veya yarısından terk ettiğim sinema filmleri gibi kitaplar da beni sarmadığı andan itibaren raflardaki yerine itina ile bırakırım. Ancak “Türklük sözleşmesi” ile, “Evet bu okuma güzel olacak” sözleşmesini hızlıca yaptım. 

Barış’ın bu tartışmayı öncelikle kendisi ile başlatmasına vesile olan Amerika hikayesini çok beğendim. Bilgi ve bilim üretme süreçlerinin özne/kendim ile olan ilişkisi beni daha çok etkileyen unsurdur. Ben kendimle özellikle bir yıldır bu tartışma içine girdim. Muhalif kimliğimin inşaa sürecinde içinden geldiğim toplumsal/sosyal aidiyetlerime referans vermeyi sevmedim hiçbir zaman. Kürt, Alevi ve de emekçi bir aileden gelmiyor olsaydım bile ben Türkiye’de hiç bir zaman “makbul vatandaş” olmazdım diye bir kanaatim var. Yani “Türklük sözleşmesi” beni pek bağlamazdı. Çünkü bütün aidiyetler ile çok derinden bir çatışma/tartışma içinde oldum her zaman. Bütün aidiyet çağırmalarına içsel bir tepkim hemen gelişiyor. 

Barış Ünlü çok güzel bir iş çıkartmış. Türkiye’de ulus/birey inşaası her gün yeniden ve yeniden iktidar elitleri tarafından ırkçı/militer doktrin çerçevesinden beslenip şekillendirildiği için, buna karşı etkili söz ve eylemler geliştirmek çok anlamlı bir çaba. Ünlü, kitabında Türklük’ü; “Farklı toplumsal sınıflara ve ideolojik aidiyetlere göre farklılaşsa da sınıflar-üstü ve ideolojiler-üstü ortaklıklar ve benzerlikler gösteren, belli görme, duyma, algılama, bilgilenme, ilgilenme, duygulanma, tavır alma halleri ve biçimleri” olarak ifade eder. Günümüz Türkiye’sine baktığımızda bunun önemli oranda başarıldığını görmemiz mümkündür. Bu sürecin, Türkiye Cumhuriyeti’in kurucusu Mustafa Kemal’in 16 mart 1923 tarihli Adana konuşması ile başladığını söylemek mümkündür elbette: “Ermenilerin bu feyizli ülkede hiçbir hakkı yoktur. Memleketiniz sizindir, Türkler’indir. Bu memleket tarihte Türk’tü, o halde Türk’tür ve ebediyen dek Türk olarak yaşayacaktır” . İki yıl sonra bir asrı tamamlayacak.

Bu Türklük tarifinden hareketle “Türklük Sözleşmesi; Birinci maddeye göre, Türkiye’de imtiyazlı ve güvenli yaşayabilmek, toplumsal hiyerarşide üst katmanlara çıkabilmek ya da çıkabilme potansiyelini sürdürebilmek için müslüman ve Türk olmak gerekmektedir. İkinci maddeye göre, Osmanlı ve Türkiye’de gayrimüslimlere yapılanlar (tehcir, katliam, soykırım, gasp, ırkçılık, ayrımcılık, vb.) hakkında doğruyu söylemek, bu gruplarla duygudaşlık kurmak ve bu gruplar lehine siyaset yapmak kesinlikle yasaktır. Üçüncü maddeye göre ise, Türkleşme’ye direnen Müslüman gruplara, özellikle de buna kararlı ve güçlü bir şekilde direnebilmiş Kürtler’e yapılanlar hakkında doğruyu söylemek, onlarla duygudaşlık kurmak ve onlar lehine siyaset yapmak kesinlikle yasaktır” biçimde tarif ediliyor kitapta. Bir asır boyunca devlet tekelindeki bütün şiddet araçları ile bunu gerçekleştirmeye çalıştı. Bunun önemli oranda gerçekleştiğini söylemek mümkündür. 

Ancak Türkiye’yi bugün de bu doktrin çerçevesinde yönetmeye çalışan Mhp/Akp/ulusalcı-ırkçı blok pek de memnun değil. “Türklük” tanımı, “Türklük Sözleşmesi” ve “makbul vatandaşlık”a tamamlanamayan “çürük”lerden büyük bir korku duyuyorlar. Yüzyıllık bir projenin tutmadığını söylemek elbette çok iyimser olacaktır. Ancak bütün baskı ve şidette rağmen “olmayan” azınlık Türkiye’de başka şeyler söylemeye devam ediyor. Türklük sözleşmesinin birinci ve en büyük konsensüsünün Ermeniler‘in 1915 tarihinde bu coğrafyada ne yaşadıklarnı unutturmak üzerine olduğunu düşünürsek, bir Ermeni (Hrant Dink) çıktı ve o duvardan bir tuğla çekti, duvar eski “sağlam” duvar değil artık. İkinci önemli “arıza” olan Kürtler’i ve Alevileri ile kadınları ikna etmekte zorlandılar… 

Bu blok sistem açısından anlaşılır nedenlerden dolayı “Türklük Sözleşmesi” bağlamında “makbul vatandaş” a tamamlanmadılar. Ancak iş bunlar ile de bitmiyor, 7 Haziran 2015 seçimleri Türkiye’de sistemin inatla inşa ettiği bütün toplumsal barajları yıktı. Ermeniler, Kürtler, Aleviler, bütün halklardan kadınlar ve gençler, lgbti+ bireyleri, müslümanlar, ateistler, ekolojistler, anarşistleri o ‘Türklük Sözlmeşmesi’nden başka bir söylediler; “Kürdüm, Türküm, Ermeniyim, ateistim, müslümanım, eşcinselim,.. her şeyden önce ben bir isnanım!”. İşte bizler o gece malum birisinin ekranlara “Bundan sonra ancak barışın fılmini çekersiniz” diye konuştuğunda bizi iyi şeylerin beklemediğini derinden hissettik. Ancak orada şunu da gördük, bir asırdır bitmeyen bir çatışma/savaş hali ile bir birlerinden uzak parsellere hapsedilen hayatlar bir birine karıştı, bunun nasıl bir deneyim olduğunu Gezi’de yaşadı. 

Şimdi aklıma şu sorular geliyor; Gezi’de yaşadıklarımız ve 7 Haziran 2015 gecesi büyük bir halay/govend/horon/zeybeğe dönüşen ortaklıkla ‘Türklük sözleşmesi’ni yırtıp atan yeni bir sözleşme kurabilecek miyiz?. Tepedekilerin tepinmelerine rağmen, biz, hayatın, sokakların ve emeğin sahipleri olarak yeni bir sözleşme geliştirebilecek miyiz? Bütün yaşanmışlıkların üzerini açarak, yüzleşerek, “suç” ve “günah”larımızdan korkmadan yeni bir sözleşme yazabilecek miyiz? Birinci sözleşmenin sahipleri ikinci bir yüzyıla aynı şekilde yürümek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Bugün itirazı, sözü ve de eylemi olan bizler, o hamaset nutukları ile yüceltilen “tek”lik içinde kendisini bulamayanlar ve bir zamanlar bunu bulmuş olan ama “artık yeter” diyenler yeni bir sözleşme yapabilecekler mi?

 

Kategoriler: Hümanizm ve Ruhanilik, İnsan hakları, Kültür ve medya, Orijinal içerik, Siyaset, Yerli halklar
Tags: , , , , , ,

Bülten

Elektronik posta adresini gir ve günlük haberleri sana gönderelim

Search

International Campaign to Abolish Nuclear Weapons

International Campaign to Abolish Nuclear Weapons

Arşivler

xpornplease pornjk porncuze porn800 porn600 tube300 tube100 watchfreepornsex

Except where otherwise note, content on this site is licensed under a Creative Commons Attribution 4.0 International license.