Özgecan Aslan’ın ölüm yıldönümü olması vesilesiyle yapılan haberlerde açık ara farkla birincilik, “yeniden makbul (erkeklik) üretim merkezi zihinlere” gidiyor.

Yıllardır bıkmadan usanmadan dillendirilen mevzu, gayet usturuplu giyinmek suretiyle, makul bir saatte kaldığı yurda dönmek için bindiği dolmuşta saldırıya uğrayan ve üstelik buna fiziksel karşı koyuş sergileyen bir kadının (“genç kız” demek her zaman daha fazla işe yarar) katledilmesi. Buram buram duyarlılık koktuğu zannedilse, yıllardır toplumcak uzlaştığımız nadir olaylardan biri gibi görünse de ayrıntılarda bir arpa boyu “medeniyet” katedemediğimizi görmek mümkün.

Özgecan Aslan bir baskı unsuru olarak işlevini uzun uzun, yıllardır muhafaza eden elalemin genel kabulü dışında bir kıyafetle o akşam iki bira yuvarladıktan sonra Tinder`da eşleştiği bir oğlancağızın (belki de bir lezbiyen tanışma uygulamasında bir kadıncağızın, trans erkeğin, queerin, akışkanın…) daveti üzerine ona doğru gidiyor olsa idi? Allah muhafaza sevişmek için hem de! Ya da saldırı anında fiziksel anlamda bir karşı koyuş sergilemese idi? O caninin suratında ve boynunda tırnak izlerini görmese idik? Yine toplum olarak yüreğimiz yanacak mıydı? Her yerde Özgecan için adalet dileyecek miydik? Bu soruların cevabı esasında kabul gören tepkilerimizi ve rahatsızlık duyduğumuz noktaları görmek konusunda çok şey anlatıyor; arif olana!

Fen lisesi mezunu bir genç, tıp fakültesine hazırlanırken, kütüphaneden çıkmış evine doğru yol aldığı esnada, parkta bir adamın bir kadına şiddet uyguladığını görüp müdahale ediyor. Boğuşma esnasında yalnız ve yalnızca meyve soymak saikiyle taşıdığı bıçağın saldırgan erkeğin göğsüne saplanması suretiyle kahramanlık destanı katilliğe dönüşüyor.

O esnada kütüphaneden çıkmayan, fen lisesi mezunu olmayan ve hatta inanır mısınız tıp fakültesine hazırlanmayan biri de bu durumu yaşayabilirdi. Aramızda kalsın ama şiddet vakalarının rutine dönüştüğü bir ülkede, insanlar yalnızca meyve soymak için bıçak taşımayabilir. Algıda seçtiricilik diye tarif edebileceğimiz bu yöntem seçiciliğimiz konusunda büyük bir başarı sağlıyor, orası doğru.

Görmemiz gereken diğer yan ise bir meselede “kabul edilebilirlik, makulluk ve makbullük” oranını belirlerken tarafımıza sunulan argümanlar ve bunlara dair genel yaklaşımımız. Herhangi bir kadına yönelik şiddet vakasının ya da kadın cinayetinin gündemimize girmemesi yaşanmışlıklardaki “makbullük” kodu ile ilintili.

Bülent Arınç çözüm sürecinde Gülten Kışanak’ın Diyarbakır Cezaevi’nde yaşadıklarına atıfla, “Ben onca sey yaşasam dağa çıkardım” tadında bir empati yaptığı zaman bu kabul edilebilirliğin hudutlarını çok net görmüştük diye düşünüyorum. Baskın miktarda elalem bileşeni (genel toplumsal algı) bir “terörist” ile kendini bir kefeye koyan ağlak bir adamın yıpranmış milliyetçi hissiyatına sövüyor, sarf edilen bu talihsiz sözlerin bir çok “teröristin” dağa çıkışını meşrulaştıracağından bahisle vatanımızı bekleyen büyük tehlikeye dikkat çekiliyordu. Irz, namus, iffet; kadına yönelik taciz, tecavüz şiddet de bir yere kadardı! Kabul edilebilirlik hudutları zorlanıyordu!

Üstelik bu hikayede algıda seçtiriciliğe yarar argümanlar uzun uzun yıllardır başkacalarıyla (inkar-imha) bertaraf ediliyordu.

Genç doktor adayının sonrasında başına gelenler ise memleket gibi, karmakarışık. Hiç istemeden bir ölüme sebebiyet vermiş olması ve ona sempati duymamızı sağlayan sayısız özelliği adeta dört sezonluk yerli diziye yeter bir senaryo gibi; soluk kesici! Hayatı kurtarılan “mağdur” kadın ise nankörlüğü ile seyircinin nefretini şimdiden kazandı. Neymiş efendim, karı koca arasında yaşanan olağan bir tartışmayı genç doktor adayı şiddet vakası sanıp bıçakla üstlerine yürümüş, mutlu bir birliktelik yaşadığı erkeğin ölümüne bir yanlış anlaşılmadan kaynaklı sebebiyet verilmiş. “Bir kimsenin 19 adet suç kaydı olması onu kötü bir insan yapmaz” imiş.

“Mağdur” kadın bu diklenişi ile başta kendisine atfettiğimiz “mağdurluk” rolünü reddediyor. Bunu kabul etmemiz mümkün değil! 3 Gulfu 1 Elham okuyup şükranlarını sunmalıydı süper erkek kahramanımıza! Üstelik tam “kötü karakterden nefret etmek için elimizde tüm veriler var” diyecek oluyoruz, 19 adet suç kaydı mevzusunu “oha”lamadan, normalleştirerek ifade etmeyi beceriyor. Bunu da kabul etmemiz mümkün değil! Daha neler!

Hemencecik genel kabul sınırlarımıza dönüyor, genç doktor adayı için adalet istemeye devam ediyor ve ancak böyle konuşan bir kadının da kurtarılmayı hak etmediğini, genç doktorumuzun boş yere pasparlak geleceğini mahvettiğini düşünmeye başlıyoruz. Ağanın eli tutulmaz, bu beyin fırtınası bizi sokakta kadına yönelik bir şiddet vakası gördüğümüzde müdahale etmeme sonucuna ulaştırıyor ve güvenli serin sularımızda derin bir nefes alıp kaldığımız yerden yaşamaya devam ediyoruz. Kim öyle uğraşacak, sinirlerini zorlayacak da yeni bir bakışı edinecek, ne gereği var! Güvenli hudutlar, her zaman işe yarar!

Söylemeden geçmeyelim, kadının yaşadığı meselede neyi şiddet olarak tarif ettiği en başta kendisi ile ilgilidir. Ancak “karı koca arasında yaşanabilecek bir tartışma” şeklinde ifade ettiği durum ezici olarak kadına yönelik şiddettir, böyle atfedilmeyip başkaca tarif edilmesi de yine toplumsal kabullenişin marazıdır.

Bir de Livaneli tarafından keşfedilen inşaat işçisi dengbej mevzusu var. Koskaca Livaneli’nin sosyal medyadan arayarak ulaştığı ve milyonları klavye başına kilitleyen olayda genç-Kürt-amele oğlan çocuğu köyünde mutlu olduğunu, Livaneli’nin teklifini kabul etmediğini, onunla birlikte sahneye çıkmayacağını beyan etmiş. Çocuğun bulunması için bir sürü tweet atan, yüreği ağzında bu süreci izleyen halkımız durur mu bu “ukala” cevabı duyunca. Genç dengbejin ne Kürtlüğü kaldı, ne “terörist”liği! Ne hakla beklentimiz dışına çıkıp, makul sayamayacağımız bir tepki verirdi? Genel toplumsal algı “kabul et, kabul et, kabul et” diye haykırırken, nasıl olur da bu teklifi geri çevirirdi? Herhangi bir kimsenin her hangi bir kimseden farklı düşünüyor olabileceğini bile henüz kabul edememiş bizler için olay örgüsünü makul saydığımız sınırlara çekmemiz gerekiyordu! Yaptık! Tüm suçu dengbejin kalkmış uzuvlarına yükleyip, köşemize çekiliverdik!

Genel kabul denilen şey çok tehlikeli. Makul olma hali ve makbul sayılma sonucu çoğu zaman beton gibi sabit ve sert. Her şeyi bu kalıba sığdırmaya çalışma, sığmayınca da kaldırıp atma refleksi ise korkunç.