Ranza: sadece yatak mı?

29.01.2020 - Barış Sulu

Ranza: sadece yatak mı?
pixabay.com

Sovyetler Birliği’nin Kızıl Ordu birlikleri, 27 Ocak 1945‘te Polonya’da Almanya’nın kurduğu Auschwitz-Birkenau kampını ele geçirdi. 1945 yılında, Müttefik kuvvetleri Dachau, Bergen-Belsen, Buchenwald, Sachsenhausen, Auschwitz ve diğer yerlerdeki toplama kamplarını ele geçirdiğinde, dünya bu kamplardaki cesetlerin ve yarı ölü insanların görüntüleri ile şoka uğradı.

İki katlı evinin alt katını en küçük oğlu için mobilya imalat atölyesi olarak düşünen ve bunu hayata geçiren dedem sayesinde abim ile benim bir ranzamız olmuştu, mobilyacı dayıdan bir hediye. Öyle güzel bir hediyeydi ki bu çocukken evde en çok sevdiğim eşya abimle kullandığımız ranzamızdı, orası kurtarılmış bir alan, evin içinde başka bir yapı, merdivenine tırmanınca odayı bambaşka bir gözle görebildiğim gözetleme kulesiydi.

Nedendir bilinmez abim üst katı sahiplenince sesimi çıkartamamıştım. Nedendir bilinmez diyorum çünkü aramızda üç yaş olmasına rağmen aynı boyda, aynı ende ve aynı kilodaydık; dışarıdan bakılınca ikiz zannediliyorduk. Ancak o abiydi, abiye de ses çıkartılmazdı, öyle öğretildi işte, öyle bir öğretilmiş ki 42 yaşınıza gelseniz de abiniz yanlış bir şey yapıca hala ses çıkartamıyorsunuz…

Ranzamız odanın en güzel parçasıydı, arkadaşlarımla bu ranza sayesinde bizim evde daha çok toplanırdık, o kadar kalabalığı bir odaya rahatlıkla sığdırabilen bu mucizevi eşya bizi bir arada tutmayı başarıyordu. O kadar basit bir düzenek ile yapılmıştı ki ranza babamın öğretmen olmasından dolayı birçok kez şehir değiştirmemize rağmen taşınırken zorluk çıkartmıyordu. 1.70 boyunda 2 yatak başı, her bir yatak için 15×80 santimetrelik toplamda 24 kalas ve bunları iki taraftan tutan 4 yan eleman; bu kadar pratikti işte, çekiçle birbirine montelenmesi dâhil kurulması da 30 dakikacık sürüyordu.

Bakıyorum da benim bu basit ama sevimli ranzam şimdilerde çocuklar için bir kâbus olabilir, katalogları incelediğim kadarıyla inanılmaz seçenekler bulunmakta. Merdivenleri modernleştirilmiş, yana eklenmiş ve renklendirilmiş ranzalar mı dersiniz, bu alttaki örnekteki gibi formu değiştirilmiş, yanına çalışma masası gibi ekstra elemanlar monte edilmiş rengârenk ranzalar mı dersiniz, ne isterseniz, ne renkte, hangi formda isterseniz rahatlıkla bulabilirsiniz ve çocuklarınızın hayal dünyasını ister istemez genişletebilirsiniz.

Şimdiki çocuklar şanslı ama ben de zamanına göre kendimi şanslı hissediyorum işte, benimkisi güzel bir ranza hikâyesiydi kısacası, oysa ranzalar bir tek çocuk odasında bu kadar renkli ve uzanıp hayallere dalmak isteyebileceğiniz güzellikte. Bir de ranzanın kullanıldığı hiç de iç açıcı olmayan diğer mekânlar var;

Öğrenci Yurdu Ranzaları

Mesela öğrenci yurtları için ranzaları biliyorsunuz, öğrenim süresince yurtlarda kalan öğrenciler bu yataklarla haşır neşir. Yatılı İlköğretim Bölge Okulu yurtları mesela, insanın küçük yaşta ehlileştirilmesi için düzenlenen bir mekân. Askeriyedeki gibi bir düzen mevcut ama şanslıysanız renkli çarşaflarınız olabilir. Bir adım yakındaki okulunuza da rahatlıkla erişebilir ve eğitimden geri kalmayabilirsiniz, ne güzel tasarlanmış değil mi?

2003 yılına kadar 579 YİBO’da (4790 derslik) 140 binin üstünde öğrenci öğrenim görüyor, 6.000 civarında öğretmen bu kurumlarda görev yapıyordu.

Sonra ne olduysa oldu 2010’dan itibaren AKP bu okullara üvey evlat muamelesi yapmaya başladı. 2013-2014’de Yatılı İlköğretim Bölge Okulu sayısı 386’ya öğrenci sayısı da 76 bine düştü. 2013’den itibaren de birer birer kapatılmaya başlandılar. Şuan bunlardan pek azı YABO (Yatılı Bölge Okulu) adı altında faaliyet gösteriyor.“ [1]

Ekşisözlük’ten bir yazar paylaşmış: “kafaları sıfıra vurulmuş bir sürü erkek çocuğu koşturur bu okulların bahçelerinde. kızlar daha sakin, daha hüzünlü dururlar genellikle. kocaman bahçeleri olur bu okulların, yaşlı ağaçları, vaktiyle tarım uygulama derslerinin yapıldığı düzenlerinden belli olur. sınıflarda daima üzüntü, özlem ve terkedilmişlik kokusu vardır. çocuklarla sevgiye dayalı bir aşinalığı olmayanlar ter ve sidik kokusu da der buna. yibolar devletten öğrenci sayısına göre ödenek aldıkları için okullara öğrenci çekmek için çok çaba sarfederler. köylerden çocuklar toplanıp getirilir, büyük şehirdeki yoksul ailelerin çocukları getirilir, shçk tarafından sokakta yaşayan çocuklar, uçucu madde bağımlısı çocuklar getirilir.” [2]

Üniversite yurtlarında ranza ölçüleri farklı olsa da benzerdir, odadaki renkler genç kuşak için seçilse de yerde olmayan halı ve sürekli terlikle gezme işkencesi, kalabalık odalarda yalnız, tek başına kalamama halleri, ders çalışmak için genelde ranzayı -şanslıysan ve odanda mevcutsa masayı- kullanmak zorunda olmak…

O konforsuz ranzada sürekli oda arkadaşlarınla eve çıkma hayalleri kurmak da yurtta kalan her öğrencinin olmazsa olmazıdır. Bu kadar kaotik, karmaşık, kalabalık bir ortamda yaşayıp derslerde “başarılı” olup mezun olabilmek de ne kadar gerçekçi tartışılmalı artık.

Askeriye Ranzaları

Eğitiminiz bitti mezun oldunuz hayırlı olsun, ranzalardan kurtuldunuz diyecektim ama eğer kimliğinizde cinsiyetiniz erkek olarak kodlanmış ise şimdi sırada askeriye var. Sizi şöyle askere alalım. Devletin “hizaya sokma” şekillerinden biri olan ve sürekli olarak bir mit olarak kalması istenen askeriyede de ilk karşılaştığınız ranzalardır. Mit olarak da kalır çünkü her gelen askerliğini ballandıra ballandıra anlatır, “gidince görürsün” der pişkince ve geçiştirir, bu dönemini çok konuşmak istemez. Neyse ki “pembe tezkere” ile bu manzara ile karşılaşmadım.

Askeriye yatakhanelerindeki ranzalar da korkutuculardir, genellikle demirden yapılan bu ranzalar yapı malzemesi kadar soğuk ve itici, her daim çarşafların pırıl pırıl, gıcır gıcır olması şart, bütün örtü elemanları askerler gibi disiplinli bir şekilde hizaya girmiş durumda olmalı, battaniye, yastık, çarşaf yatak düzenlenirken bir milimetre bile kaymamalı ki disiplin denilen garabet nedir bu 20’li yaşlarındaki erkekler anlasınlar. Okuduğum çoğu askerin hikâyesinde çarşafların, yatakların, yastıkların kirden görünmediği, pis koktuğu yazıyor ancak bize anlatılan, bilmemiz istenen askeriyenin tertemiz bir yer olduğu.

İsimsiz bir asker anlatıyor: “20 günde 2 kez normal duş yerinde banyo yapma şerefine erişebildim. Ben de tuvalette yıkandım mecburen. Düşünün o kadar kokmuş adamı bir koğuşta. Örneğin 2. hafta çarşaflar yıkandı, serdik; ertesi gün herkesin çarşafı sapsarı kirden.” [3]

Bu ranzalar sadece uyumak için kullanılabilir, günün geri kalanında erkek olmayı öğrenmeniz lazımdır çünkü; eğitimlerde koşturursunuz, hiyerarşinize göre ezmeyi ve ezilmeyi normalleştirirsiniz, çocukken oynadığınız ve içinden en fazla su çıkan silahların, gerçekte hızını tahmin edemeyeceğiniz bir mermiyle bir canlıyı göz açıp kapayana kadar yok ettiğine şahit olup çocukluğunuza dönmek isteyebilirsiniz.

Bu erkeklerin çoğu hayatlarının geri kalanında asla yatak düzeltmeyecekler. Erkeklik denilen olgu askeriyede öğretildiği gibi disiplinli olmalıdır evet, başka bir erkekliğin sillesine maruz kalmamak için hepsi de bunu öğrenmiştir, onaylamıştır. Ama evde bir kadın varsa da yoksa da yatak toplamak erkekliği bozar(!), hem o kadın komutanın değil ki, yatağını toplamadın diye sana fiziksel güç de uygulamaz, haşa bir denesin, askeriyedeki üstlerinden öğrendiğin gibi tek yanlışta çakıverirsin tokadı değil mi?

Cezaevi Ranzaları

Sıradaki ranzalar cezaevinden. Bu fotoğrafı dün gibi hatırlıyorum aradan neredeyse 20 yıl geçmiş. 19 Aralık 2000, 20 yıl önce Hayata Dönüş Operasyonu’nda Bayrampaşa Cezaevi’ne Türkiye Cumhuriyeti Devletinin neler yaptığını belgeleyen bir fotoğraf.  Fotoğrafta, koğuşta sadece yatakların ve eşyaların değil, demir ranzaların bile yanmış olduğu görülüyor.

Müdahalenin ardından, beş kadının yanarak, birinin de gazdan zehirlenerek hayatını kaybettiği koğuşta yüzlerce gaz bombası bulunmuştu. Korkunç operasyonun ertesi günü, 20 Aralık tarihli Hürriyet gazetesi “Devlet girdi” diye manşet atmıştı. [4]

“Devlet girdi” ifadesini metafor olarak almak gerekiyor, burada gazetenin yapmış olduğu kelime oyunu erkeklik ve kadınlıkla ilgili algıları yeniden üretmekten başka bir şey değil, “girmek ve çıkmak”, cinsel bir birleşme ve altta kalanın kim olduğunun kabul edilegeldiği, kime girildiğinin gayet açıkça okunması gerektiğine işaret eden bir manşet, bu yaklaşımı ile de bu manşeti hazırlayan habercilerin, editörlerin bu basit formülle kadın düşmanı olmalarına kadar giden bir okuma bile yapılabilir.

Burada kullanılan operasyon ismi de çok çarpıcı, “Hayata Dönüş”… Devlet diye adlandırılan dispozitifin algıyı nasıl ters yüz ettiğinin de göstergesi. Yapılan operasyonu meşrulaştırmak, yani haklı göstermek, operasyonu yapan kişileri de kahramanlaştırmak için çok “iyi” bir isim seçilmiş, o dispozitif, zaten hayata döndürülenlere(!) de bugüne kadar algı operasyonları ile “anarşist”, “terörist” gibi isimler takarak ölmeyi hak ettiklerini vatandaşlarına her gün bu yukarıdaki gibi “Devlet girdi” manşetini atan medya aracılığıyla pompalamamış mıydı?

Toplama Kampı Ranzaları

1933 yılında Hitler iktidarı ele geçirince Naziler ilk iş toplama kamplarını inşa etmeye başladılar. 1945’te savaş sona erene kadar 22 ana toplama kampı yanında 1200 kamp inşa edilmiş ve yaklaşık 6 milyon Yahudi bu kamplarda öldürülmüştü,

1945 yılında, Müttefik kuvvetleri Dachau, Bergen-Belsen, Buchenwald, Sachsenhausen, Auschwitz ve diğer yerlerdeki toplama kamplarını ele geçirdiğinde, dünya bu kamplardaki cesetlerin ve yarı ölü insanların görüntüleri ile şoka uğradı. [5]

Sovyetler Birliği’nin Kızıl Ordu birlikleri, 27 Ocak 1945’te Polonya’da Almanya’nın kurduğu Auschwitz-Birkenau kampını ele geçirdi.

Auschwitz-Birkenau kampı, Nazi Almanyası tarafından II. Dünya Savaşı döneminde kurulmuş en büyük Nazi Alman ölüm kampıdır. İlk kurulan ana kamp Auschwitz I ‘in 3 km. ilerisinde inşa edilmiştir.

İnsanların ölümlerini bekledikleri bu kampların çoğunda ranzalar bilinenin aksine çok fazla insan sığabilmesi için 3 katlı ranzalarla doldurulmuştu. Ranzaların ahşap olarak yapılması bu kamplardaki insanların üzerlerini kazıyıp hikâyelerini anlatabilmek için birer kâğıt işlevi de görmüştür.

Şahin Doğan, İnsanlığın Sıfır Noktası Auschwitz Birkenau Ölüm Kampı isimli makalesinde şöyle demiş; “Auschwitz’de gün erken başlar (04:30) ve her geçen gün dayanılmaz koşullarda hayatta kalma mücadelesi verilirdi. Mahkûmlar ilkel, penceresi olmayan sıcak ya da soğuğa karşı izole edilmemiş, eskiden ahır olarak kullanılan barakalarda yaşarlardı. Normalde 50-60 insanın sığacağı barakalara 200-250 insan tıkıştırılır ve bölmeli kalasların (ranza) üzerlerinde uyurlardı”. [6]

İnsanın insana yapabildiklerinin en somut gerçekliği olan bu toplama kampları şu anda Almanya’da Nazilerin yaptıkları işkenceleri kalbiniz dayanırsa görebileceğiniz, müze olarak gezebileceğiniz yerler durumunda. Berlin’de yaşayanlar bilirler, şehrin her yanına dağılmış Nazilerin yaptığı insanlık dışı yöntemleri size hatırlatan mekânlar bulunmakta, en büyük mekân olan Holocaust Anıtı’nda ilk kez dolanırken içim daralmış, kendimi korkunç hissetmişim, zorunda olmadıkça gitmiyorum artık o tarafa, bazen dostlarım gelirse Berlin’e Eşcinsel Anıtını göstermek için gidiyorum, iki anit karsi karsiya duruyorlar. Şuanda bu resmi kullanırken ve bu yazıyı yazarken bile bir çaresizlik içinde hissediyorum kendimi. Ranza denilen eşyadan nefret edebilecek durumdayım. Oysaki ranza çocukken en çok sevdiğim eşyalardan değil miydi?

Ranzaların farklı kullanım biçimlerini göstersem de genellikle hikâyesi hiç de iç açıcı olmayan bir eşya olarak karşımıza çıkıyor ranzalar. Tasarımları şimdilerde ne kadar şirinleşse de ranzalar hiç de masum olmayan işlere alet edilegeldiler hala da ediliyorlar. Çocuk bilincimle bu hikayelerin elbette farkında değildim. Ranza denildiğinde aklıma ilk gelen pozitif yaşanmışlıklarımdı. Zamanla birçok insan için işkenceye dönüşen bu yatma elemanını gördükçe benim pozitif duygularım da sönümlendi.

 

Dipnotlar:

[1] http://m.marmarayerelhaber.com/Ali-Turer/43128-YiBOlar-Bu-Alternatif-Egitim-Projesi-icin-mi-kapatildi

[2] https://eksisozluk.com/entry/8230135

[3] http://askerleranlatiyor.blogspot.com.tr/2010/12/tuvaletleri-kirlenmesin-diye.html

[4] http://www.baskahaber.org/2011/07/19-aralk-bayramgasa-cezaevi-katliam.html

[5] http://www.projetaladin.org/holocaust/tr/holokost-tarihi/elem-endestrisi/concentration-camps.html

[6] http://www.sahindogan.com/insanligin-sifir-noktasi-auschwitz-birkenau-olum-kampi

Kategoriler: Barış ve silahsızlanma, Eğitim, Farklılık, İnsan hakları, Orijinal içerik, Şiddetsizlik, Siyaset, Uluslararası konular
Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bülten

Elektronik posta adresini gir ve günlük haberleri sana gönderelim

Search

International Campaign to Abolish Nuclear Weapons

International Campaign to Abolish Nuclear Weapons

Arşivler

xpornplease pornjk porncuze porn800 porn600 tube300 tube100 watchfreepornsex

Except where otherwise note, content on this site is licensed under a Creative Commons Attribution 4.0 International license.

maltepe escort